lecagot

bazı günler bensiz başlıyorlar

sahiden sesliydi.

yeterince boş şarap şişesi yok dedim ona.

ona değil,
arkasındaki dinlendirici gökyüzüne bakıyordum
dalgalar sanki kıyıya değil de, ufka atıyorlardı kendilerini
onlar bile kaçıyorlardı bugünden, kendilerince
sonra zaten  hesabını yapmayacaktık
kim kimde kalmış
suluboyacasına yayılacaktık öyle
hatta bir kaç rüyaya sıçrayacaktık
takvimin en güzel yerini işgal etmiştik
zaten bizden sonra da lüzmu kalmayacaktı takvimin
daha önce sana hiç rastlamış mıydım
yani hiç kahve ikram ettim mi sana, hatırlamıyorum
giysilerine kahvemden bulaştı mı hiç, bilmem ki
hiç kaleminin ucunu bana sinirlenip kırmadın mı
yani belki olabilir, olabilmiştir diye soruyorum
uyanmaya gerek yok diyeceksin şimdi
ben sana kahve ister misin diyince
zaten başka yerlerde uyutulup gelmiştin yanıma
biliyordun yeterince masalım yoktu benim

şimdi kadehini kaldırdın ya sen,
buradan bakarken dilimlenmiş limon gibi kaldı ay
ama sana başka uydular lazımdı,
en azından öyle diliyordun
evrendeki diğer başıboş yıldızlar 
senin için hiçbir şey ifade etmiyordu

fakat kendi balında intihar eden bir arıya dönüştün sen
kendi ateşiyle buharlaşan bir civa oldun sen
buradan değildin zaten de
ama yükseldin işte yükseldin yükseldin
yükselirken zehirledin insanları
zehirledin bizi, yetmedi tabii sana bu
asit yağmurları aradın, düşsem de delsem şu yaprakları

annenin içmeye kıyamadığı likörü
yaptığın keklere bolca katarken düşünecektin
ya da görecektin onun gözlerindeki sislenmeyi
tuzu nereden yaladığına dikkat edecektin, ne bileyim
ya doğmayacaktın, ya da sonunda ölüme katlanacaktın gibi

aşka ellerinin arasına alacaktın
avuç kelimesinin ibneliğine aldırmayacaktın
bir kulak olup duyardın belki
ya da bir çimen olup rüzgara doğru eğilmekten
gam tutmazdı, bulanıklaşmazdı çiylerin.

hayatında bir dişmacunundan fazlası olabilirdim
tuvalete girdiğinde bile görmediğin
anca kendini korumak adına kullandığın bir diş macunu
ihtiyacını bile sıkarak karşıladığın bir diş macunu
işte böyle fayans aralarına kaçasım gelir sen içeri girince 

bits ensenşi mdigit senya danebi leyim
gizle semmişun larısen gelm eden
 etsem mi büyük laflar 

ya da yuttuğum bir jelibon paketi büyüklüğündeki
rüyalardan sana da ikram etmedim diye
dövünsem mi kendi kendime
boğazımı yakan naneleri yemese miydim acaba
yerde mi uyuyorsun diye sordun ya sen
hani ben de cevap verdim
uyurgezerlikten iyidir diye
işte bekliyordum gel yanıma diye ama
salaklığın tuttu mu kayıp gidiyorsun öyle

“renklerin edindiği anlamları silip yıkama zamanı
renklerin edindiği anlamları silip yıkama zamanı” 
diye okunsa ezanlar, gidip uğrasak oralara
bari ney çalsalar ezanlardan sonra ya da önce
tanrı sanat sevmez mi yoksa
sen nereden bileceksen,

kahvaltıyı bile hazırlamadın daha,
ben yerde uzanmaktan bıktım,
sen hala bana aldırış etmeden televizyon izliyorsun
şuradan sana da bir koca bulsak ya artık
benim yerime alabilecek hakiki bir koca
gece kalkıp salonda yere uzanmayacak bir koca

“bak diyorum saat on oldu
yapman gereken şeyler yok mu senin” dediğinde
“kurman gereken cümleler yok mu senin doğru”  
diye karşılık versem bir kere, yük kalkacak üzerimden
ayaklarını da bana doğru uzatmış bak
uzanıp bacaklarını öpeceğim sanıyor
ben kalkarım sanıyor
gerçi eskiden kalkardım
belki de beni benle kıyaslıyor
gerçi kıyaslamaktan daha iyi ne yapıyorlar ki
bırakayım da devam etsin işine

bir kaç saate pm’e geçeriz zaten
yeni bir gün gbi hissedip kalkabilirim belki
bir şey soracaktım sana halı deseni
şu karşıdaki arkadaşın sence de asimetrik değil mi
keşke cevap versen bana,
kavgalar esnasında hep ikinize bakıyorum ben
kafama çok takılıyorsunuz

işte kedi de gelip benle oynama başladı
tırnaklarını mı törpülemişler bunun
iyi bir espri anlayışı var bu veterinerlerin

unutulmuş sebeplere sonuç yüklüyoruz
zaten kavgamız bunlarla başlıyor
ya da başlarken sebepleri unutuyoruz
“ne söylemem gerek” diye düşünmekten bıktım ben
izin versen de düşünmemeye başlasam

bir kasetin B-side’ı olsam,
ne kadar geç kalmış olsam da.